Felsefe Tarihinden Portreler #1

Aydınlanmanın kurucu babalarından bir tanesinin Newton olması boşuna değildir. Fransız düşünürlerinin temel doktrinleri kadim doğa yasasında köklerini bulan insan doğasının bütün zamanlarda ve yerlerde aynı olduğu, böylece evrensel insan hedeflerinin varlığından bahsedilebileceği ve sonuç olarak aklın otorite ve otonomisinin ortaya çıkması Kopernik’ten Newton’a kadar uzanan pozitif bilimlerin etkisiyle olmuştur. Newton fiziğine benzer yöntemlerin, o zamanlar çok az ilerleme kaydedildiği düşünülen siyaset ve etik alanlarına uygulanabileceği philosopheların itici kuvvetiydi. Eğer bu yöntem bir defaya mahsus başarılırsa, ekonomi ve politika alanını çembere alan irrasyonel, baskıcı ve Kant’ın deyimiyle paternalist düşünceler tarihe karışacaktı.

“Aklın Tanrı, Newton’un düşüncelerinin İncil ve kendilerinin de birer peygamber olacağı yeni bir din yaratmaya çalıştılar.” Jonathan Israel’in yaptığı bir d’Holbach alıntısı burada yerinde olacaktır: Eğer insanları zulümle birbirine kenetleyen zincirleri hata ve cehalet dövmüşse ve bu zincirleri devam ettiren önyargı ise, bilim, akıl ve hakikat bir gün onları kırabilecektir. Bunun yanı sıra, Voltaire, d’Alambert ve Condercet, hakikati ve rasyonel bir şekilde kendini yönlendirmenin yollarına taş koyan cahilliğe, batıl inanca, fanatikliğe, baskı ve barbarlığa karşı en etkili silahın bilim ve sanat olduğuna inanırlarken, Rousseau ve Mably, uygarlık kurumlarının insanların yozlaşmasına, yürek saflığının kirletilmesine ve saflığa karşı yabancılaştırma etkeni olduğunu düşünmüşlerdir. Öyle ki, Rousseau’nun o meşhur sözü aklınıza gelmiştir: insan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur. Emile Faguet ise şöyle der: Koyunların etobur doğduğunu ve her yerde otladıklarını söylemek aynı derecede akıllı olurdu. Sonuç olarak, evrensellik, nesnellik, rasyonalite, kalıcı çözüm arayışı, ilerleme ve temel ilk günah öğretisinin inkârı Aydınlanmanın ana ilkeleri olmuştur.

Nitekim iyi dilekler ve optimist bir tavırla devam eden Aydınlanma felsefesi tepkisiz kalmamıştır.

  • Vico, en temel insan aktivitelerinin faydacı bir biçimde yorumlanmasının yanıltıcı olduğunu düşünmüş ve bunların katışıksız bir biçimde dışavurumsal olduğunu söylemiştir.
  • Aristotelesten beridir Batı geleneğini oluşturan zamandan münezzeh doğa yasasının bilinebilirliği düşüncesi Vico tarafından cesurca inkâr edilmiştir.
  • Vico, tek bir gerçeklik yapısının olduğu fikrinin yanılgı dolu olduğunu düşünmüştür.
  • Mitler sonradan rasyonel eleştiri yoluyla düzeltilebilecek hakikat ifadeleri değildir aksine yeniden üretilemeyecek bir yüceliğe sahiptir.
  • Hamann için akıl, herhangi bir şeyin varlığını tanıtlamaktan acizdir, belirli sınıflandırmalar için kullanılacak bir araçtır sadece.
  • İncili okumak Tanrının sesini duymak olduğu gibi bitkiler, hayvanlar ve şeyler Tanrının yarattıklarıyla iletişim kurma şeklidir.
  • Hamann, Tanrının bizimle duyulara hitap eden şiirsel sözcüklerle konuşacağını düşünmüştür. Bu yüzden tutku büyük bir öncelik teşkil eder kendisi için.
  • Hamann, Tanrıyı bir matematikçi olarak değil bir şair olarak görür.
  • Hamann sistemleri ruhun bir hapishanesi olarak görür ve bilgi alanında çarpıtmaya neden olacağını düşünür.
  • Hamann için kuralları ihlal etmeden hiçbir şey konuşulalamaz. Bu sebeple gündelik hayatı idame ettirmek için yararlı olsa bile kuralların izinden giderek hiçbir şey gerçekleştirilemez.
  • Maistre, Aydınlanmayı toplumsal düşüncelerin en aptal biçimi olarak görür. Çünkü insanların doğası gereği kötücül, yıkıcı, çelişkili ve maymun iştahlı olduğunu düşünür. Dahası, sadece kilise veya devlet gibi otoriter kurumların sürekli denetimi altında hayatta kalabileceklerini düşünür.

Sonuç olarak, “Düşünmek için değil burada oluşum, olmak, hissetmek, yaşamak için!” diyen Herder Sturm und Drang hareketinin en karakteristik özelliğini göstermiştir.


John Henry Fuseli - The Nightmare



Yorumlar

Popüler Yayınlar